Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HAYAT, ÇOCUK KAL BENİMLE

Bir gölge gibi düştü peşime. Kaçamıyorum. Tutsa öpecek mi, dövecek mi anlamıyorum.  Elleri kocaman. Güçlü ve ürkütücü…  Gözlerini görebilsem, niyetini anlayabilirim. Ama gözleri yok.  İçinden bir nehir geçiyor cümlelerimin. Her yana saçılıyor şaşkın, ürkek kelimeler.  Gözlerini arıyorum ama gözleri yok. Yakalasa öpmeyecek anlıyorum. Yeter artık. Düşmesin peşime korkular, umutsuzluklar, karamsarlıklar. Bana ölümden, hastalıktan ,belki de görmeyeceğim yarının  kaygısından bahsetmeyin artık. Çok yorgunum. Çiçekler açsa her yanımda… İçimde, dışımda… Her yanım ağaç olsa, yeşil olsa. Çocukluğumun baharlarında olduğu gibi, başım dönse portakal çiçeklerinin kokusuyla. Çilek yesem mesela;  ağzım, ellerim çocukluğumun çilekleri koksa. Annem kızsa, ellerimdeki, yüzümdeki, elbisemdeki lekelere.  ‘’Yıkayınca geçer anneciğim’’ desem. Yıkayınca geçmeyecek çok şey var artık hayatımda, kızdığın çilek lekesi olsun anne. İstediğimde kaçabilsem çocukluğuma ya da hayat hep  annemin dizi dibinde çocuk ka…

LEYL-LAL,SOYLU YALANIM

Leyl-lal; bir ‘’sus’’a gömdüğüm ömrümün öksüz ağıtı. Sana senden daha zalim kim Leyl-lal ? Kopup geldiğin o vakur, bilge, gönüldaş toprakların hasatıdır bu kadim ağıt. Perdelerini yırt zifirin, sakladığı bütün renklerle dağıl dört yana. Gün olsun, şenlik olsun, bayram yerinde koşturan çocuk olsun sevincim. Sen özgür ol, kaderim değişsin Leyl-lal. Gözlerin ruhumda gezinen ayna.  Aynada  varsa yoksa sen. Bir fesleğen kokusu sindi ellerime. Hangi düşünün lütfudur bilemem. Al ellerimi, en uzun yolculuğa çıkar teninde. Gecenden, kaderinden, kendinden yeniden doğ Leyl-lal.
Kimsesiz çocukların hayal uçurtmalarına takılıp kalmış küçük mutluluğum. Kabuslarımın dipsiz uçurumlarınca büyük korkum. Tamamına erememiş masalım. Leyl-lal… Soylu yalanım.

BİR HASTANE MACERASI

Dün bir devlet hastanesinin dahiliye bölümünde randevum vardı. Hastane ana-baba günü. Sıramı bekliyorum. Doktorun odasına giren, yaklaşık iki dakika sonra çıkıyor. Gözüm kapının üstündeki ekranda. İsimler hızla yukarı doğru çıkıyor ve sıra bende. Hemen dalıyorum içeriye ve şikayetlerimi hızlı hızlı sıralıyorum zira çok az vaktim var. Doktor, genç bir bayan. Oturduğu yerden kalkmıyor, suratı bir karış. Ne bir tansiyon ne bir stetoskop aleti ne de eski doktorların yaptığı gibi elle muayene… Modern tıpta teşhisi doğru koyabilmek doktorun değil, test cihazlarının marifeti artık diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Çünkü az sonra doktorun benden çeşitli testler isteyeceğini sanıyorum. Genç doktor ‘’şikayetleriniz benimle ilgili değil’’ deyiveriyor, ben böyle kendimle konuşarak en kıymetli iki dakikamı harcarken. Nasıl yani! Oysa oraya gidiş nedenim, özel bir hastanede aynı şikayetlerle muayene olduğum dahiliye doktorunun benden tomografi istemesiydi. Özel hastanede tomografi ücreti ödemem…

EYVAH, EYVAH

Ocakta unutmuşum yemeği. Odanın içini dolduruyor yanık kokusu ve duman altı mutfak. Güzelim yemek, onca emek… Üstelik bir de dibi tutmuş tencere, pislik içinde ocak…
Çok kızıyorum kendime, çok. Sık sık başıma gelen bir şey değil bu. Sanırım, henüz…Neyse, ucuz atlattım. Bir kaç yıl öncemden; dikkatli, becerikli, titiz ben el sallıyor, oldukça ukala ve alaycı bir ifade var yüzünde. Allah’ım ne gıcıkmışım. Sakarlığa tahammül edemeyen dünkü ben, şimdiki bene açtı  ağzını. Gıcık ve de saygısız…Sus, sus…Göreceksin gününü. Her şey insan için. Düşmez kalkmaz bir Allah. Aklımı bağladım bir lokomotifin ardına.  Çuf, çuf, çuf… Allah ömür verirse daha yarınki ben var. Eyvah, eyvah…

GENÇLİĞİN CEHALETLE SINAVI

Adana Kız Lisesi’nde okudum . Seyhan Nehri’nin yamacında , 1880 li yılların başlarında askeri okul olarak inşa edilmiş, kullanılmış, sonrasında kız lisesine dönüştürülmüş o muhteşem  tarihi yapıda…Çok büyük kapıları ve çok yüksek tavanları vardı sınıfların ve de pencereden baktığımda  gördüğüm Seyhan Nehri’nin, mevsimin nabzına göre kah öfkeli ,deli dolu ;kah sakin, vakur arkadaşlığı. Baharda portakal çiçeği kokusu dolardı sınıflarımıza. Baş döndürücü , büyülü ,ılık ılık, ilk gençlik anıları ve Kız Lisesi…Bir okul dolusu kız… Ve disiplin… En olmazsa olmazıydı okulumuzun ‘’disiplin’’. Andımızdan sonra sırayla sınıflara girerken, nöbetçi öğretmen formalarımızın kemerlerini, etek boyunu;  saçlarımızın örgüsünü, kâkülünü ve forma içine giydiğimiz kışın kazak , yazın gömlek rengini kontrol ederdi. Derslerimiz ağırdı. Nedeni müfredat değil, çoğunluğu yaşlı olan öğretmenlerimizin katı eğitim kurallarıydı. O zamanlar bu katı anlayış bir depresyon durumu yaratmış olsa da, ki o yaşlar bu psiko…

SON-SUS-LUK

Aşktan doğdum ben; tertemiz, lekesiz. Ve aşka büründüm tepeden tırnağa  , genlerime miras kalan tutkuyla. Ruhumun gölgesiz serinliklerinde dinlendirdim, iyi ve kötünün  ,  siyah ve beyazın savaşını. Bütün renklerin ahenkli dansıdır beyaz, benim rengimdir. Ben bir kuğuyum  , sükun  göllerin asil baleriniyim. Dans ederim cennetin ihtişamlı sesi eşliğinde. Kanatlarım sadakatin kölesi  , eğilir önünde aşkın. Dalgalı denizlerden başladı yolculuğum; dingin göllerin zarif, asil ve sabahsız düşlerine. Her limanda bir tüy koptu kanadımdan, büyüdüm. Büyüdükçe sustum. Sustukça arındım. Adını şimdi koyabildiğim yolculuğumun son durağında; diğer yarımı , aşkımı bulabilmenin , sadakat yemini edebilmenin umuduyla yüklüdür yorgun kanatlarım. Metamorfoz… Bendeki asıl bene yolculuğum…Aşka yolculuğum… Yalnızlığa meydan okuyup sonsuzluğa dönüşenlerle aynıdır kaderim.
Ey, aşka övgüler yağdıran, aşka aşık şairler… Söyleyin bana, zamansa eğer maddeyi görünür kılan, sonsuzluğa dönüşmek değil midir en değerli…

HAYATIMIN KADINLARI-2

Komşumuzun kızıydı. Adı Fatma’ydı. Benden yaşça büyüktü.  Babası yoktu. Yetim kelimesinin karşılığıydı bende Fatma. İki erkek kardeşi vardı. Annesi çok zarif, kibar, incecik hatlı, uzun boylu, elmacık kemikleri çok belirgin , güzel bir kadındı. Uzun saçlarını topuz yapardı hep. Hiç salınmış görmedim o saçları, kaderi gibi sımsıkı bağlıydı. O mahallede eğreti duracak kadar hassas, ince ruhluydu. Bir doktora asistanlık yapıyordu. Çoğu ev hanımı olan mahallenin kadınlarından bu yönüyle de farklıydı. Hatırladığım kadarıyla Fatma’nın babası trafik kazasında ölmüştü. Küçük kardeşi babasıyla aynı adı taşıyordu. Oturdukları ev karanlık , nem kokan , iki odalı bir viraneydi, mutfağı yoktu. Çoğunlukla yarı aç yarı tok olurlardı. Annelerinin eve meyveyle geldiği olurdu ara sıra . Özellikle getirdiği muzsa evde hem bayram hem savaş yaşanırdı. Biraz daha fazla pay alma savaşında iki erkek kardeş kıyasıya yarışırdı. Benim Fatma’yla bağıma gelince… Belki bir kız kardeş özlemi , belki kardeşlerine a…

İTİBAR SOYTARIDAN YANA BUGÜNLERDE

Ben bir kimyagerim. Bir bilim insanı. 4 yıllık yüklü bir müfredattan sonra diplomayla ve kimyagerlik payesiyle onurlandırılıp okulumun şefkatli kollarından özel sektörün acımasız dünyasına salındım. Öğrenci olmak kolay değildi elbette. Laboratuvarlar , quizler,  deneyler, vizeler ve finaller. Mezun olabilmek için sabahlara kadar ders  çalışmalar, uykusuz kalmalar, sınavdan hemen önce ayaküstü çıkabilecek soruları arkadaşlarla tartışmalar, sınav çıkışında cevapları karşılaştırmalar, stres, yoğun stres… Öğrenciler üzerindeki sosyal baskılar da cabası. Ankara gibi bir üniversite ve öğrenci cennetinde okuduğum için bu baskıyı ben pek yaşamadım ama  öğrenciye bakış açısındaki bağnaz söylentiler illaki kulağıma geldi. Tabi bütün bunların yanında olayın bir de maddi boyutu var. Harçlar, yurt ücretleri, ulaşım, yeme-içme, minimum düzeyde eğlence giderleri… Eğlence derken; arkadaşlarla ABA Piknik’te döner yemek ya da  çay içmek gibi bir durumu kastediyorum kendi açımdan en fazla. Maddi durumu …

KİMYACA AŞK BAŞKADIR

İçinde aşk geçen cümlelerle gel bana ki , ruhu ışıktır aşkın. Yolumu aydınlat. Kimlik bulmaya , tanımlamaya, kıyaslamaya çalışma ki özeldir her aşk. Sana göre aşksa… Bana göre aşka; bir molekül zincirinde yolunu kaybetmiş yaramaz bir elektronun aylaklığı, şımarıklığı diyebilirsin mesela. Benzen halkasında sallanan çocuk sevinci farz edebilirsin ya da aşkı… Aşk monomerlerinden oluşan bir polimer de olabilir, adına poliaşk denebilir belki. Asit-baz tepkimesinin nur topu gibi tuzu da olabilir aşk. Aldığın oksijen, verdiğin karbondioksit dengesinde, adına yaşamak dediğinden geçer aşk en basitinden. Tümden gelimden de başlayabilirsin işe, tümevarımdan da. Kendi tercihinde yarattığın kaderindir aşk aslında. İçinde eridiğin potada ateşindir… Sana milyonlarca ispat yapabilirim. Milyonlarca teoremin, yıllarca bulunamayan çözüm yollarının aslında hep bir atomdan yola çıktığını görebildiğinde anlarsın aşkı. Aşk ne zannettiğin kadar karmaşık ne de basittir. Periyodik cetvelin tepesinde de olabi…

KAYIP ÇOCUK

Kasırgalar,depremler,gelmiş geçmiş bütün felaketler…Yoruldum. Durun, durun artık. Susun ,susun… Güneşi doldurdum içime nefes nefes ,yandım. Yağmur istedim ağzımı açıp göğe, ilk damlada boğuldum. Bir masal anlatırdı annem, hayal meyal hatırlıyorum. Geceleri  açılan bir duvarın içinden çıkan iyilik perisiydi kahramanı. Hafızamı ne kadar zorlasam da detayları yok. Sanki o masalı hatırlasam annemi bulacağım. Sanki çocukluğuma dönebileceğim. Ama biliyorum, bunlar sadece sankiler…Yetişkin halim öyle söylüyor, çocuk yanımı katletmek için yıllarca uğraşıp tam başarmışken koskoca bir yetişkin oldurmayı bana ,savaşı kaybetmek ister mi hiç. Sen bir yetişkinsin bu masallara inanma sakın ;çocuk musun sen;büyüdün artık,ayakların yere bassın…Ayaklarım yere bastığından beri  mutluluklarım küçüldü oysa. Yüzümdeki o kocaman  tebessüm de…
Dün bir karar aldım. Yüreğimin en derinlerine hapsedilmiş, susturulmuş, küstürülmüş, küçümsenmiş çocuğun gönlünü almak için ,tekrar o neşeli kahkahalarını duymak için…

KENDİME BOYASAM RENKLERİ...

Kaçmak istediğim bir yer var ; göğünün rengini bilmediğim ve gecesi lal. Ah ile avuçlarımda kanayan bir yer var; beni rüyalarıma sarıp sarmalayan. Korkumdur hapseden ruhumu, tutsak özgürlüğümce zalim. Bilmediğim bir yer var, durup durup, gitmek istediğim. Ne kendime kaçışımdır kollayan beni ne sende yok oluşumdur. Zamanın ötesinde, kendimin ötesinde damla damla sızlayan bir yer var. Kendime boyasam renkleri , denize atsam. Balıklar ben olsa, okyanuslar ben… Martılar beni yese, o yere uçsam… Tut ucundan tinimin, hadi gidelim. Meleklerle gidelim, dualarla gidelim, aşkla gidelim.Gidelim.


ANNEME MEKTUPLAR-5

Sardunyalar aldım bugün; beyaz, pembe ve fesleğen… Gitme. Çiçekleri seversin, onlar senin için. Aklımda soru işaretleri tepe taklak, bir o yana bir bu yana sanki geriye işleyen zaman, tik tak tak. Neden? Gitme. Zehir-zıkkım, zifir bir geceydi, sen gittin ve aklımı sende yittim. Bulamayacağımı bile bile, seni arayacağım nihayetsiz bir şiirdir artık hayat. Yazar yazar, kırarım kalemi. Suskunluğuma aldanma, ömrümün bahar dallarında yangındır gidişin; alev alev acıtan, ürküten, sakınılası, yol-yordam bilmez. Ellerinde vahalar yeşerttin, sarıp sarmaladın, kokuna güvendi yüreğim ve sen gittin. Acımı küçümseyen, dinlemeyen, anlamayan her insanda kendimi büyüttüm, yettim bana. Kimse olmasın korkularımın kıyısında, kimse olmasın gidişinin acısıyla aramda. Başucumda kızıl tan; seni ansızın alan, öfkemin doruğunda, yürek sızımın tahtında kurulu mağrur gecenin kanlı kahkahası… Yenildik mi hayata? Rahata mı erdik? Son muydu gidişin? Başlangıç mıydı a gözüm, ruhum, canımın yongası, ciğer par…

ANNEME MEKTUPLAR-4 /ANNELER GÜNÜ

Annem; Günün kutlu olsun. Seni hala çok özlüyorum. Artık, yaşadıklarımızın bir kabus olmadığını biliyorum. Hepsi gerçek. Sen gittin. Bir daha gelmeyeceksin. Kabullenmekten başka çarem yok. Sensiz ilk anneler gününde ; ardından yaşananları anlatmak istiyorum sana. Anneannem öğrendi hastalığını, bize çok kızdı, gizlediğimiz için. Senden de gizledik, biliyorsun artık. Üzülmenizi istemedik anneciğim. Arkandan çok ağladı anneannem. Göz yaşı dinmek bilmedi. Evlat acısıyla yandı da yandı. Arkandan ağıtlar yaktı. ’ Kibar kızım’’, ’’kibarım’’ diye ağladı günlerce. Seni o yıkamış. Bir anne için ne büyük acı. Doğurduğu bebeğini , gömülmek üzere yıkamak…Saçında benim pembe tokam varmış. Hani, ana evimde geçen yıl unuttuğum . .. Avuçlarında sımsıkı tutuyor, yanından ayırmıyor onu, kokun sinmiş diye. Kokun sinen diğer kıyafetlerini biz aldık anne. Kızların … Teyzelerim kahroldu. İnanamadılar gidişine. Oysa biz onlara hastalığından bahsetmiştik. Ama hep iyileşeceğine inandılar. Kendilerini kand…

ANNEME MEKTUPLAR-3

Aksın maviye kırmızı, kanasın sular. Yerden yere vurduğun yüreğim paramparça dağılsın. Ruhumu yaktığın ateşlerden tüten dumandır nefesim, dokunma boğulsun bütün hücreleri beynimin. Beni bıraktığın ıssızlığın kör olası karanlığında el yordamıyla bulmaya çalıştığım yol mudur doğru olan? Bundan sonra hiçbir yol doğru değil hiçbir yol yanlış. Ne doğrum var ne eğrim. Orta yerinde kalakaldım cehennemin. Kapatmasaydın gözlerini sımsıkı, bırakmasaydın beni ışıksız sana yürüyebilirdim. Susmasaydın, ah ne olur bir ses verseydin; ruhum, kalbim, beynim, gözyaşım, sevincim annem , kurtulurdum. Geldiğim sen, gittiğim sen… Büyüttüğüm korku, el bebek gül bebek.


http://blog.milliyet.com.tr/Sayfam/Blogger/?UyeNo=1720885

ANNEME MEKTUPLAR-2

Siyah bir martı kanadından düştüm çamur denizine; çırpındıkça battım ruhumun karanlığına. Tanımazdım kalbimin kuytu köşelerinde gizlenen öksüz, aç, çıplak ağlaşan çocukları; annem sen gitmeden önce. Adana’nın bütün bahçelerindeki bütün portakal çiçekleri döküldü mevsimsiz. Çocukluğum, ayaklarının altında eze eze o güzelim çiçekleri kaybolup gitti. Adana portakal çiçeği kokmuyor artık anne. Ben büyüdüm sen gideli. O zaman anladım ki içimdeki çocuk da öldü. ‘’Yağ satarım, bal satarım; ustam öldü, ben satarım’’ cümlesinin peşi sıra koşturan çocuk, ölüm kelimesine takılıp düştü anne. Otobüsteyim. Bilmem kaçıncı İstanbul – Adana yolculuğumun en kömür karası acısı çöktü üstüme,’’annenizin kalbi durdu’’ diyen o , kalan ömrüme silinmez yankı bırakan sesle. Gidebilmek, devam edebilmek yolculuğa, bundan sonra hayatta kalmak kadar zor. Anne beni bekle dedim. Geliyorum bak. Uçak bulamadım anne, otobüsle geliyorum. Biliyorum, yol uzun ama bekle beni olur mu? Seni öpüp koklamadan göndermem. Son…

ANNEME MEKTUPLAR-1

Koca yürekli, ürkek bakışlı, mucizelerimin başkahramanı annem… Zaman eksiltmiyor acımı. Yine bir tatil geleceğim yanına sanki. Sarılacaksın bana. Hoş geldin kızım diyeceksin. Bayram yerine dönecek ana evimiz. Bütün kardeşler bir araya geleceğiz, çocuklar bağırışacak etrafımızda, onların peşi sıra koşturacağız. Her kızmamızda çocuklara, önümüze atılacaksın. ‘’Kızmayın çocuklara’’ diyeceksin. Etrafı sakinleştirmek için çırpınacaksın. Sanki şimdi ‘’ne yemek yapalım’’ diye soracaksın. Bu soruyu sorduğunda nasıl kızardım çocukken. Daha öğle yemeğini yerken akşamı düşünüyorsun derdim. Ama büyüyüp anne olduğumda sana hiçbir şey için kızmadım. Anladım seni anne!  Seni tutmak istedim içimde sımsıkı, son nefesimmişsin gibi. Gözlerine baktım hep uzun uzun, derin derin. Bütün soruların cevapları gözlerindeydi çünkü, bütün renklerin sırrı. Sıcaktın annem, sımsıcak. Üşürüm dedim, sakın gitme. Nefessiz kalırım dedim, gitme. Karanlıklar içinde kalırım dedim, gitme. Gittin ama… İlk defa umursamadın…