Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANI OLMAK

Bir bilim insanı olmak üzere kimya eğitimi aldım. Hem de Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinden... Eğitimim boyunca, bu değerli bilimin ne kadar heyecan verici ve ne kadar zor olduğunu gördüm. Mezun olduktan sonra mesleğimi kısmen de olsa icra edebileceğim bir işe girebilecek kadar şanslıydım. Sonraki yıllarda farklı sektör ve pozisyonlarda çalışmak zorunda kaldığım için uzaklaştım kimyadan. Türkiye’de bilim insanı olmak çok zor çünkü. Bunu, birçok değerli, zeki arkadaşımın yıllarca iş bulamaması ve çok farklı alanlara yönelmek zorunda kalmasından da biliyorum. Kendimden de… Son zamanlarda kimya, fizik, biyoloji, tıp gibi bilim dallarının yabancı dizilerde ne kadar sık kullanıldığını gördükçe, izlerken hem heyecanlanıyor hem üzülüyorum. Böyle birkaç dizide kahraman bir kimyager… Deneyler, buluşlar, teorilerle nasıl ilgi çekiyor, nasıl hayran bırakıyorlar… Ben de bir kimyagerim! Diplomamda öyle yazıyor! O bilgiler pratikleşme şansı bulamadığı için uçup gitti ama. Organik, fizi…

BİR YANIM DENİZ BİR YANIM EGE

Bu sabah küçük oğlum her zamanki gibi erken uyandı ve gelip yanıma kıvrılıverdi. Kolunun birini boynuma doladı. Sokulabildiği kadar sokularak, ayaklarını karnıma dayadı. Sarabildiğim kadar sardım ben de, fazla sıkmamaya çalışarak. Saçlarını, alnını öptüm usulca. Daha uyuyacaktı. Yine aynı hisse kapıldım. Ne kadar sarsam, ne kadar sarılsam, koklasam sanki yetmiyordu. Öylece kalmayı istiyordum. Saatlerce, günlerce, yıllarca hatta…  Bu anı unutturmayacak ne kadar zamana ihtiyacım varsa… Biliyorum, çok anı silinecek zamanla hafızamdan. O koku, o tenin sıcaklığı silinmeyecek ama. İki oğlum var. Deniz ve Ege… Yüreğimin en korunaklı, en savunmasız, en hüzünlü, en coşkulu, en korkak ve en cesur yanında saklılar. Büyüsünler istiyorum, yorgunum peşlerinde koşturmaktan ama büyümesinler de istiyorum…  Şimdiki gibi sarılmayacaklar o zaman, biliyorum. Şimdiki gibi uzun bakmayacaklar gözlerime. Hayatlarının merkezinde olamayacağım o zaman.  Anne olunca anladım ki, sevmek çoğu zaman acıtıyor insanı.…

PORTAKAL ÇİÇEĞİ VE DENİZ

Çocukluğum Adana'da geçtiği için portakal çiçeklerinin yeri bir başkadır bende.Siz hiç portakal çiçeği gördünüz mü? Nasıl koktuğunu bilir misiniz? Anne ve evlat kokusundan sonra en güzel koku bana göre... Hele, Adana'nın sokaklarında, caddelerinde bu kokuyla koyun koyuna yürümek... Gerçi benim Adana'ya sevgim çocukluğum gibi geride kaldı. Annem gideli böyle..
Bu şiiri annem hayattayken yazmıştım.







Benim memleketim portakal çiçeği kokar.
Bahar da bahar bahar… Ilık rüzgara karışır kokusu, İçime dolar.
Senin memleketin deniz kokar; Serin ve ferah, Hırçın ve asi, Kimi durgun, kimi öfkeli.
İçine dolsun, Portakal çiçeğine karışmış deniz kokusu. Her dem bahar bahar, Her dem serin ve ferah.
Kadın portakal çiçekleri topladı. Adam bir avuç deniz… Kadın o bir avuç denize bıraktı, Topladığı bütün portakal çiçeklerini. Kadın mutlu verebildiklerince, Adam farkında değil aldıklarının.

Çocuk sevincine sakladım bütün aşkları

Bana aşktan bahset çocuk. Nicedir unuttuğum…  En sevdiğim şarkıyı söyle. Hatırlamıyorum! Küstüğün bütün arkadaşlarını çağır ya da çocuk. Toplanın yanı başıma. Hangi oyunu istersiniz? Hadi oynayalım! Bilyelerimi verin bana. İçinde renk cümbüşü… Bir gözüm hep kapalı, o günden kaldı. Bir de avuçlarım… Kan revan, saklayamam… Çocuk! Ne güzel bakışın var, gözlerine yakışan. Belli ki mevsimler boyu umutla parlayacak. Gökyüzüne bak şöyle, senden benden izleri sür. Güneş ve yıldız gibi… Asıl kaynağı gör.
Aşktan bahset biraz çocuk. Bana kendini anlat.

ÇITI PITI KADINDI

Mini mini,                                                                                Çıtı pıtı bir kadındı. Saçları; uzun ve siyah, yazgısı gibi  Çırpınır dururdu.
Gözleri, bakmayı bilene sığınak Ve kederlerin en karasında son duraktı.

Kokusu, o çıtı pıtı kadının;
Unutulmuş dağ yamaçlarında, Adana’nın portakal bahçelerinde Ve Seyhan’ında,  Taş Köprüsü’nde, Gazipaşa’sında, Yenibey’inde, Baraj Gölü’nde, Dilberler Seki’sinde Buram buram dalgalanırdı.

Gitti bir gün o çıtı pıtı kadın; Çocuklarından, annesinden Ve Adana’dan uzaklara. Kokusunu, sesini , saçlarının rengini Ve evinin balkonunda oğlunu bekleyen gölgesini alarak…
Ezel de var, ebed de… Göçen her can yürekte… Ruhumun sancıyan arsız yarası, Bil ki kavuşmak var Mutlak, kaderde…