Ana içeriğe atla

ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN ANNEM

gulcan baran turan

Hepimizin kötü dönemleri olmuştur. İnsanız; elbette sıkıntılarımız, sorunlarımız, acılarımız, kayıplarımız, sarılamaz sandığımız yaralarımız olmuştur. İçimizde, derinlerde bir yerde kırılmıştır, parçalanmıştır umutlarımız. Yapayalnız hissetmişizdir. Yağmur bulutları gibi neme doymuştur gözlerimiz de dökecek yer bulamaz olmuştur hani.
Benim en kötü dönemim annemin hastalığını öğrenmemle başladı. Tedavi süreci, vefatı, babamın geçirdiği ölümcül kaza….Hepsi ard arda oldu. Atlattın mı diye sorarsanız, çabalıyorum. Daha iyiyim. Tabi çocuklarımın varlığı, eşimin yardımı ve profesyonel destekle…
Bugün bu konuya değinmemin nedeni malum, geçen pazar Anneler Günü idi. Ve ben anneme mektup yazmayı aksattım bir süredir. Hele böyle bir günde onunla dertleşmemiş olmaktan hem utandım hem eksiklik hissettim. (Burada, blogumda, anneme yazdığım mektuplar var. Belki okumuşsunuzdur.)
İnsanın, annesini kaybetmesi nasıl bir şey, tarifi olmasa da, duygularımı yazmaya çalıştım bu mektuplarla. Bence bu acı kişiye özel... Her canda aynı ateşi yakmaz, her ruha aynı derinlikte kazınmaz ama yaşayan bilir ki bıraktığı boşluk doldurulmaz.
Anneler Günün kutlu olsun annem.
Herkesin sustuğu bir yer vardır. Güvende hissettiği bir dost omuzu, uzaktaki köyü ya da bir çocuğun gözleri, rengi fark etmez…

Bütün seslerin sustuğu yer vardır bir de. Bir at başı gerisindedir kaos… Sükûna erecektir yolcu, bilmez; toz dumanın ardı sessizlik…

Bu blogdaki popüler yayınlar

TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANI OLMAK

Bir bilim insanı olmak üzere kimya eğitimi aldım. Hem de Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinden... Eğitimim boyunca, bu değerli bilimin ne kadar heyecan verici ve ne kadar zor olduğunu gördüm. Mezun olduktan sonra mesleğimi kısmen de olsa icra edebileceğim bir işe girebilecek kadar şanslıydım. Sonraki yıllarda farklı sektör ve pozisyonlarda çalışmak zorunda kaldığım için uzaklaştım kimyadan. Türkiye’de bilim insanı olmak çok zor çünkü. Bunu, birçok değerli, zeki arkadaşımın yıllarca iş bulamaması ve çok farklı alanlara yönelmek zorunda kalmasından da biliyorum. Kendimden de… Son zamanlarda kimya, fizik, biyoloji, tıp gibi bilim dallarının yabancı dizilerde ne kadar sık kullanıldığını gördükçe, izlerken hem heyecanlanıyor hem üzülüyorum. Böyle birkaç dizide kahraman bir kimyager… Deneyler, buluşlar, teorilerle nasıl ilgi çekiyor, nasıl hayran bırakıyorlar… Ben de bir kimyagerim! Diplomamda öyle yazıyor! O bilgiler pratikleşme şansı bulamadığı için uçup gitti ama. Organik, fizi…

BİR AMELİYATIN ARDINDAN...

Geçen hafta ameliyat oldum. On yılı aşkın bir süredir muzdarip olduğum ve hep ertelediğim bir hastalıktan… Ameliyat kelimesi hala çok ürkütücü geliyor, daha önceki tecrübelerime rağmen. Kesilmek… Dikilmek… Öncesi, sonrası… Zor yani… Ya anestezi olmasaydı! Ameliyat günü, sabah hastaneye giderken düşündüm. Çok ciddi olmasa da her operasyonda komplikasyon gelişme riski var. Ve canlı girdiğim o kapıdan cansız çıkabilirim. O an, ilk yüreğimi acıtan ‘’Çocuklarımın durumu ne olur?’’ duygusu oldu. Daha küçükler…  Anne ve baba etrafında dönen bir dünyaları var. Hele de bizim gibi çekirdek ailelerde… Anneanne, babaanne yok… Amca yok. Teyzeler, dayılar uzakta… Hastane odasında uzun bir süre ameliyat saatini beklemem gerekti. Araya giren acil vakalardan dolayı… Damar yolu açıldı. Önlüğü giydim. Nihayet almaya geldiklerinde kafamın içi bomboştu artık. En alt kata inerken asansör, hemşireler ve ben, sessizdik… Ameliyathanenin kapısı açıldı, benim adım ve doktorumun adı iletildi içeriye. Birkaç d…

BEZ BEBEĞİM KÜSTÜ MÜ?

Uzun cümleler kuramayacak kadar yorgunum…  Şırıl şırıl bir dere sesi olsun, havada portakal çiçeği kokusu ve ağaçlar yeşil dallı… Bir de çocukluğum…
Bez bebeğimin ipten saçları var, gözleri düğmeden. İçi pamukla dolu. Benimle konuşmuyor. Küstü mü?
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Ekmek dilimleri üzerine kaymak yine… Her sabah, her sabah… Türkü söylüyor, öyle neşeli ki… Sesi güzeldir annemin. ‘’Dostum dostum, gelsene yarim’’diyor.  Evimizde huzur, soframızda bereket bir de annemin gölgesi … Yeter bize.
Bahçemizde maydanoz, soğan yetiştiriyoruz. Sarmaşık gülleri, fesleğen, küçük limon ağacı… Akşamüzeri sulanıyor hepsi. Mis gibi toprak kokusuyla etrafa yayılıyor mutluluk.
Hava kararıyor sonra yavaştan. Yemek kokuları sarıyor bu defa yuvamızı. Yer sofrasında ve küçücük evimizde birbirimizin gözlerine bakabilecek kadar yakınız.
Kışın sobada odun çıtırtıları, üstünde kestane ve mutlaka çaydanlık…  Olmalı.
Sonra dağıldılar birer birer… Bez bebeğim, kaymaklı ekmeğim, ‘’Dostum, dostum’’ türküs…