Ana içeriğe atla

KEDİLER

kedi aşıları

Işıl ışıl bir akşam… Aylardan mayıs… Yaz geldi nihayet.

Büyükçekmece Gölü’nün karanlığına inat göz kırpıyor ışıklar. Gece usul usul yaklaşıyor, ürkütmüyor evsizleri. Herkes huzurlu sanki bu akşam. Her şey olması gerektiği gibi.

Zeytin göğsüme yattı. Kedimiz… Mırıl mırıl, hırıl hırıl uyuyor. Alıştı artık bize. İlk gün koltukların  altından çıkaramamıştık oysa.

Daha 1,5 aylık Zeytin. Siyah, yer yer kahverengi tüyleri var. Kahverengiden çok turuncu sanki… Bildiğiniz şirin mi şirin bir yavru kedi.

Geçen hafta sonu iç-dış parazit aşısını yaptırdık. 3 gün sonra karma aşısı var. 7- 8 aylık iken kuduz aşısı olacakmış. Aşı karnesi bile var. Takvime göre aşılarını yaptırmamız gerekiyor. Karma ve kuduz aşıları 1 yaşından sonra her yıl periyodik olarak yapılmalıymış. Çocukken de kedi beslerdik ama hiç aşı yaptırdığımızı hatırlamıyorum. Ne mama derdi, ne kumu ne aşısı… Bizimle birlikte büyür giderdi. Ama kediler için de zaman değişti tabi.

Zeytin, bir iş arkadaşımın arabasının kaputunda fabrikaya gelmiş. Arkadaşım hiç fark etmemiş. Miyavlama seslerinden diğer bir arkadaş bulmuş kaçak yolcuyu. Hemen çıkarmışlar. Bizim güvenlikte birkaç gün geçirdi. Nede olsa kaçak… J Gelen sevdi, giden sevdi. Ama kimse almayı düşünmeyince ihale bana kaldı. E benim çocuklar da bayılıyor zaten… Hem onlar mutlu olur hem kediciğin bir evi olur, fena mı dedim ve eve getirdim.Tahmin edersiniz, çocuklar havalara uçtu sevinçten…  

Kediler… Özel hayvanlar…
Eski Mısır’da kediler kutsaldı, biliyorsunuz. Çağlar boyunca çeşitli anlamlar yüklendi kedilere. Evet, Mısır’da kutsalken, karanlık Ortaçağ’da cadı avlarında öldürüldüler. Rönesans’ta sevildiler ve Uzak Doğu’da saygı gördüler.

Gözlerine bakın bir kedinin. Sizi hissettiğini görürsünüz.

Bu blogdaki popüler yayınlar

TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANI OLMAK

Bir bilim insanı olmak üzere kimya eğitimi aldım. Hem de Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinden... Eğitimim boyunca, bu değerli bilimin ne kadar heyecan verici ve ne kadar zor olduğunu gördüm. Mezun olduktan sonra mesleğimi kısmen de olsa icra edebileceğim bir işe girebilecek kadar şanslıydım. Sonraki yıllarda farklı sektör ve pozisyonlarda çalışmak zorunda kaldığım için uzaklaştım kimyadan. Türkiye’de bilim insanı olmak çok zor çünkü. Bunu, birçok değerli, zeki arkadaşımın yıllarca iş bulamaması ve çok farklı alanlara yönelmek zorunda kalmasından da biliyorum. Kendimden de… Son zamanlarda kimya, fizik, biyoloji, tıp gibi bilim dallarının yabancı dizilerde ne kadar sık kullanıldığını gördükçe, izlerken hem heyecanlanıyor hem üzülüyorum. Böyle birkaç dizide kahraman bir kimyager… Deneyler, buluşlar, teorilerle nasıl ilgi çekiyor, nasıl hayran bırakıyorlar… Ben de bir kimyagerim! Diplomamda öyle yazıyor! O bilgiler pratikleşme şansı bulamadığı için uçup gitti ama. Organik, fizi…

BİR AMELİYATIN ARDINDAN...

Geçen hafta ameliyat oldum. On yılı aşkın bir süredir muzdarip olduğum ve hep ertelediğim bir hastalıktan… Ameliyat kelimesi hala çok ürkütücü geliyor, daha önceki tecrübelerime rağmen. Kesilmek… Dikilmek… Öncesi, sonrası… Zor yani… Ya anestezi olmasaydı! Ameliyat günü, sabah hastaneye giderken düşündüm. Çok ciddi olmasa da her operasyonda komplikasyon gelişme riski var. Ve canlı girdiğim o kapıdan cansız çıkabilirim. O an, ilk yüreğimi acıtan ‘’Çocuklarımın durumu ne olur?’’ duygusu oldu. Daha küçükler…  Anne ve baba etrafında dönen bir dünyaları var. Hele de bizim gibi çekirdek ailelerde… Anneanne, babaanne yok… Amca yok. Teyzeler, dayılar uzakta… Hastane odasında uzun bir süre ameliyat saatini beklemem gerekti. Araya giren acil vakalardan dolayı… Damar yolu açıldı. Önlüğü giydim. Nihayet almaya geldiklerinde kafamın içi bomboştu artık. En alt kata inerken asansör, hemşireler ve ben, sessizdik… Ameliyathanenin kapısı açıldı, benim adım ve doktorumun adı iletildi içeriye. Birkaç d…

BEZ BEBEĞİM KÜSTÜ MÜ?

Uzun cümleler kuramayacak kadar yorgunum…  Şırıl şırıl bir dere sesi olsun, havada portakal çiçeği kokusu ve ağaçlar yeşil dallı… Bir de çocukluğum…
Bez bebeğimin ipten saçları var, gözleri düğmeden. İçi pamukla dolu. Benimle konuşmuyor. Küstü mü?
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Ekmek dilimleri üzerine kaymak yine… Her sabah, her sabah… Türkü söylüyor, öyle neşeli ki… Sesi güzeldir annemin. ‘’Dostum dostum, gelsene yarim’’diyor.  Evimizde huzur, soframızda bereket bir de annemin gölgesi … Yeter bize.
Bahçemizde maydanoz, soğan yetiştiriyoruz. Sarmaşık gülleri, fesleğen, küçük limon ağacı… Akşamüzeri sulanıyor hepsi. Mis gibi toprak kokusuyla etrafa yayılıyor mutluluk.
Hava kararıyor sonra yavaştan. Yemek kokuları sarıyor bu defa yuvamızı. Yer sofrasında ve küçücük evimizde birbirimizin gözlerine bakabilecek kadar yakınız.
Kışın sobada odun çıtırtıları, üstünde kestane ve mutlaka çaydanlık…  Olmalı.
Sonra dağıldılar birer birer… Bez bebeğim, kaymaklı ekmeğim, ‘’Dostum, dostum’’ türküs…